|
10.11.2006 tarihinde İstanbul
Beşiktaş Asayiş Büro Amirliği`nde
görevli Naci Soydan(22), meslektaşıyla
çıktığı yaya devriyesinde Mustafa Memiş
adlı şüpheli tarafından, 20.05.2010
tarihinde de Beşiktaş Bebek'te Aşiyan
Mezarlığı içerisinde bıçaklı bir kişiye
müdahale eden polislerden Turgay
Yılmaz'ın (23) silahını kaptırdığı Barış
Doğan tarafından şehit edildi.
Bu olayların iki yönü var. Birinci
yönü yukarıdaki yaşanan olaylarda şehit
olan meslektaşlarımız milleti adına
canını pervasızca ortaya koymuştur. Bu
mesleğin, biz polisleri en çok cezbeden
tarafı; halkının yaşatmak için ölmeyi
tercih etme fedakârlığıdır. Şehitlik
çoğumuzun arzu ettiği en son, en güzel
ve en büyük rütbedir. Bu
meslektaşlarımızda bu rütbeyi çoktan hak
etmişlerdir. Ruhları şad olsun. Bu
olayların ikinci yönü de, “Kamu
Güvenlikçisinin” yasaması gerekir ki
kamuyu/halkı yaşatsın. Biz yaşamalıyız
ki “asayişi, amme, şahıs, mesken, ırz,
can, malını koruyalım. Teröristle,
psikopatla, caniyle, kaçakçıyla,
hırsızla ve mafya ile mücadele
edebilelim. Eğer olay ölme ve öldürme
anına gelmişse yaşayan polis olmalıdır.
Çünkü onlar toplum için zararlı
yaratıklar. Ayrıca olay sonunda şüpheli
yaralandı diye meslekten atılsan ne
olur, polislik tek ekmek kapısı değil
ki.
Aşağıdaki ifade etmeye çalışacaklarım
şehit polisler Nazi SAYDAM ve Turgay
YILMAZ acılarını bir daha yaşamamak için
ya da daha az yaşamak içindir. 97
devresinin canının bir parçası Erkan
ATAMAN’ımızı 2006 da şehit olarak
ebediyete uğurladık ancak çok şükür
F.Serhat ÇOKAKLI(2003) kardeşimiz
aramızda, cinayet ve terör sanığı,
geberdi gitti. Aşağıdaki yazacaklarıma
bazı meslektaşlarım kızabilir, beni
eleştirebilir ve bunları bekliyorum.
Ancak bir asker şehit olduğu zamanda
strateji/savunma uzmanları ve yazarlar
eleştirmektedir. Bizimde bu olaylarda
hiç mi hatamız yok. Lütfen yanlışlarımı
düzeltmek için ve daha doğruyu bulmak
için bilgi ve tecrübelerinizi paylaşın.
Güvenlik Bilimlerinin yeni bir
anabilim dalı daha var artık. Adı da
Polis Savunma Taktikleridir. Bizim
Akademideki öğrendiğimiz saçma sapan
Yakın Savunma dersi bu dersin sadece
12/1 gibi. Bu dersin içeriğinde
profesyonel bir şekilde iki silahlı
polisin bir bıçaklı şüpheliyi nasıl
etkisiz hale getireceği vardır.
Bu dersin içeriği uygulamaya
yöneliktir ve öğrenilen bilgileri psiko-motor
davranışa yani reflekse dönüştürme
imkânı olması gerekiyor. Bıçaklı bir
şüpheliye yaklaşan iki silahlı polisten
birinin silahlarını kaptırarak, şehit
olması diğerinin de yaralanması olayları
mesleğimiz adına çok üzücü ve yıpratıcı
durumdur. Elinde silah(bıçak, taş,
jilet, satır, testere, şişe, demir
çubuk, zincir vb.) olan, kırmızı/siyah
moda bulunan ve bu silahı kullanma
yeteneği olan, bunu kullandığında da
polisi yaralayacak/öldürecek şüpheliye
yaklaşırken, iki metre tehlike
bölgesine girmeden, polisler şüpheliye
45 derecelik açılarla yaklaşmayı,
tehlike sinyallerini algılamayı ve
teçhizatını nasıl
koruyacağını/kullanacağını tam olarak
öğretemiyoruz.
Genel Olarak Hatalarımızı Ve Çözüm
Önerilerini Sıralarsak
ŞÜPHELİYE GÜVEN Ve YANLIŞ BİLGİLER:
Biz polisler elinde öldürücü silah
bulunan kişilere “biz bunu önceden
tanıyoruz bir iki olayda da göz
yummuştuk, bize gebe, şimdi teslim olur,
bıçakla bize saldıracak değil ya” diye
düşünüp, şüpheliye güvenip ona intihar
eden kişi gibi yalvararak ikna etmeye
çalışmak yanlıştır. Bunun yerine bu tür
şüpheli şahıslara profesyonelce iki
metreden fazla yaklaşılmamalıdır.
Bıçaklı kişiye silah/tabanca ile
müdahale mevzuattaki orantılı/dengeli
zor kullanma şartına ters değildir,
hukuki olarak hiçbir engel yoktur.
“Bıçaklı kişiye tabanca ile müdahale
edilemez” anlayışı yanlış bir polis alt
kültürü olmuştur. Bu konuda doğru
bildiğimiz diğer bir yanlışımızda
saldıran bıçaklı kişiye hedef alınmadan
önce havaya ateş etme alışkanlığıdır.
Havaya ateş saldırgan topluluğa korku
salıp dağıtmak için, bıçakla saldıran
bireyin ayaklarının önüne ateş edilir,
yani havaya değil yere ateş edilir ki
saldırgan olayın ciddiyetini anlasın.
SİLAH KULLANMADA DOĞRU BİLDİĞİMİZ
YANLIŞLARIMIZ:
Aslında PVSK madde 16 çok açık ve
tereddüde yer bırakmıyor. Bu maddeyi
ezberlemezsekte akılımız iyi kullanırsak
silahı nerde nasıl ne kadar
kullanacağımız biliriz. Silah kullanmada
başka bir yanlışımızda Köroğlu
mantığıdır. Bilinçaltındaki silah kından
çıktı ise şüpheliyi öldüreceksin
bilgisidir. Ancak silah çekmek, silahı
doğrultmak, silahı doldurmak,
ayaklarının önüne ateş ermek, belden
aşağısına ateş etmek, son çare öldürmek
için ateş etmek fillerinin hepsi
farklıdır. Ancak biz silah kullanma
deyince ne hikmetse hep son aşama akla
gelmektedir. Silah kullanmak demek;
bıçaklı kişiye öldürecek şekilde
durmaksızın ve öldürecek şekilde hedef
alarak ateş etmek demek değildir. Silah
kullanmadaki ilk amaç tehlikeyi bertaraf
etmek için tabancayı bir araç olarak
kullanmaktır. Eğer tehlike artarsa ve
yaklaşırsa bunun aşamalarına hızlı
geçilir. Sakın olayın sıcaklığında
bunları düşünme imkânımız olmuyor
demeyin. İnsanoğlunun işlemcisi/beyni
kadar daha hızlı işlemci henüz
yapılamadı.
YANLIŞ ATIŞ EĞİTİM:
Hala çoğu eğitim kurumlarımızda ve
kadro tabanca atışlarında mesleğe,
gerçeklere, bilime ve akla aykırı eğitim
verilmektedir. Atışlar hala 20 metreden
sabit hedefe yaptırılmaktadır. Yani
sokakta görev yapan, yaralanan/yaralayan
ve ölen/öldüren polise, bir çeşit spor
olan salon atış eğitimi verilmektedir.
Sanki tüm polisler atış takımında ve
yarışmalarına hazırlıyoruz. Yapılan
araştırmalar ölme ve öldürme alaylarının
7 metrenin altında olduğunu
göstermektedir. Diğer bir yanlış
eğitimde eskiden Yakın Savunmada ve
şimdi de Polis Savunma Taktikleri
dersinde Boş Elle Müdahale ünitesinde
bıçaklı ve sopalı şüpheliye boş elle
müdahale dersidir. Bırakın bunu
öğretmeye kalkmak böyle bir konunun PST
bulunması bile saçmalıktır. Bunu ancak
ayki-do da 5. dan karate de 6. danda
olanlar yapabilir. Peki, sokakta her an
kuvvet kullanmak zorunda kalan
polislerden kaçı bu derecede sporcudur.
TAKTİKSEL İLETİŞİMDEKİ
YETERSİZLİKLER:
Silahlı kişilere müdahale ederken
teçhizatımızı nasıl kullanacağımızı
bilmediğimiz gibi sesimizi de nasıl
kullanacağımızı bilmiyoruz. Tabanca ile
hedef alınmış, beden dili ile
bütünleşmiş, çevreyi olaya tanık yapacak
gür bir ses “DUR, POLİS, ELİNDEKİ BIÇAĞI
YERE AT, YOKSA İNDİRİRİM” diyor ve
kararlı olduğunu, küçük/yanlış bir hamle
yaptığınızda öleceğinizi
hissediyorsanız, siz bıçağınızı yere
atmaz mısınız?
TEÇHİZAT YETERSİZLİĞİ:
Bunlardan biri yaka telsizinin
olmamasıdır. En son olay olan Beşiktaş
Bebek'te Aşiyan Mezarlığında saldırıya
uğrayan arkadaşına yardıma giden
polislerin bir elinde el telsizi diğer
elinde silahı ile saldırganı araması
Polis Savunma Taktikleri açısından çok
çağ dışı bir görüntüdür. Çünkü bir
polisin kendisini savunması ve
teçhizatını kullanması için iki eli var
ve bu ellerden birisini el telsizi
bağlıyor. Tek elle bedeninizi ve
teçhizatınızı ne kadar kullanabilir ve
dikkatinizi ne kadar toplayıp şüpheliyi
takip edebilirsiniz? 2010 yılında
milleti ve devleti için canını veren
polise devlet bir yaka telsizi veremiyor
mu? Özel güvenlikçiler bile yaka telsizi
kullanırken devletimiz polisine yaka
telsizi alamayacak kadar fakir mi? Yâda
sorumlular, yetkililere iletmiyor, bir
yerlerde takılıp kalıyor mu? Diğer bir
teçhizat eksikliğimiz çoğu AB
ülkesindeki poliste bulunan metal copun
hala Türk polisinde yasak olmasıdır.
Metal cop elinde sopa bulunan
şüphelilere karşı kullanılacak en iyi
teçhizattır. O zaman tahta yâda plastik
cop kullanın denebilir. Şu bilinmelidir
ki 12 saat görev yapan bir polis
belinden aşağıya doğru sallanan 50 cm
sopa ile dolaşamaz zaten dolaşmıyor da.
Anlamadığım konu ülkemizde metal copun
insan haklarına neden aykırı
bulunduğudur. Eğer polis teçhizatını
kötü niyetli kullanacaksa zaten yanında
taşıdığı ve daha çok öldürme etkisi olan
tabancasını kullanır. Bir büyüğümüz
gelsin kullanması, taşınması kolay ve
caydırıcılığı büyük olan metal copun
polisin kullanmasının ne zararı
olacağını anlatsın.
YANLIŞ İSTİHDAM ve ASAYİŞE VERİLEN
DEĞER:
Şehit olan meslektaşlarımız genelde
daha bir yıllık memur bile değiller.
Ekibinde görev yaptığı arkadaşı da
kendisi gibi çaylak durumdadır. Hâlbuki
ekipler oluştururken birisi daha kıdemli
olursa diğerini eğitir ve tecrübelerini
paylaşır. Asayiş birimlerimiz(ekipler,
polis merkezleri); KOM, TEM, İstihbarat
gibi kurslu ve branşlı profesyonel
olması gereken bir birim/şube olarak
görülmüyor. Bir polis, hizmet içi eğitim
almadan ekiplerde ve polis merkezlerinde
çalıştırılıyor.
Düşünüldüğünde işin garip bir durumu
da; polislerin şüpheliye müdahalede
şehit olması ve şüphelilerin ölmesi,
ölen şüphelileri hem sanık hem de mağdur
duruma sokmaktadır. Eğer polis elindeki
bıçağı olan şüpheliyi ayağından vurup
yaralı olarak teslim alsa, hem kendisi
hem de şüpheli hayata devam edecek,
canından olmayacaktı.
Sonuç olarak; sağlıkçıların
laboratuarı(aktif öğrenme ortamı)
hastane, öğretmenlerin okul,
hukukçuların mahkemeler, polislerin ise
sokaktır. Bunun için çağdaş polis
teşkilatlarında olduğu gibi polisin hem
temel eğitimini ve hizmet içi eğitimi
sokağa taşımadığınız, sokağı bir
laboratuar gibi kullanmadığımız sürece
gerçek manada başarılı olamayız.
Alpay TOK/97 |